LEYLA ABLAM


Bu makale 2022-03-31 07:46:44 eklenmiş ve 143 kez görüntülenmiştir.
Nejat TOPRAK

Bugün sevgili Leyla Ablamın vefatının 40'ıncı yıldönümü. Mekanının cennet olsun, nur içinde yat ablam...
 
 
Onunla unutulmaz ne çok anımız var, en son anıyı izninizle bir kez daha paylaşıyorum:
 
 
                                  TELEFON
Bende çocukluğumdan beri en çok emeği olan Leyla ablam,  Almanya’da işçi olan Yaşar eniştemle evlenmiş, çok uzaklarda yuva kurmuştu. 
 
Ablam önce, hasta olan annemin bakımını üstlendiğinden, sonra da babamı yalnız bırakmamak için evlenmemişti. Şimdi ise çevrenin uzun ısrarları sonunda evlenmeyi kabul etmiş, Almanya’ya gitmişti. 
 
Ablam orada da Yaşar eniştemin tanıdıklarıyla, hatta dilini bilmediği Alman komşularıyla sıcak ilişkiler kurmayı başarmış,  yine  gönülleri fethetmişti...
 
Gel gör ki  ablamın Almanya’sı çok  uzaklardaydı ve onu çok merak ediyorduk. Okuma yazmayı da kendi çabalarıyla öğrenen ablam, sık mektup yazamıyordu. Zaten mektuplar Almanya’dan bazen bir haftada ulaşıyor, acil durumlarda ise telgraf çekiliyordu.   
 
Onlardan iyi haberler aldıkça ailece çok mutlu oluyorduk. Ama bir gün beklenmedik bir haber aldık; uzun zamandır baş ağrısı çeken ablamın beyninde  tümör tespit edilmiş, acilen ameliyat olması gerekiyormuş. He-pimiz yıkıldık, mektuplarla, dualarla ablama destek ol-maya çalıştık. 
 
 “Yıl 1979, Almanya bizim ülkemize göre çok gelişmiş, hele  tıp alanında çok ileri. İnşallah ameliyat başarılı olur!..” 
 
Bir süre sonra eniştemden bir telgraf aldık: “Leyla ameliyat oldu, hastanede yatıyor” Bu arada Mine ablamla Şenel eniştem de, pasaport-vize işlemlerini tamamlayarak ameliyattan iki gün sonra Almanya’ya ulaştılar.
 
Ablamın ameliyatı başarılı geçmiş, durumu iyileşince hastaneden de çıkarmışlar, hepimiz çok sevinçliyiz… Sonra Mine ablamların izinleri bitti ve Almanya’dan döndüler. 
 
Aklımız Leyla ablamda, iyi haberlerini merakla bekliyoruz!.. Ancak bir süre sonra Yaşar eniştemden arka arkaya telgraflar geldi: “Leyla rahatsızlandı, yeniden has-taneye yatırdım.”, “Hasta, yoğun bakımda…” Yıkıldık!.. İşkence gibi geçen günlerin ardından bir telgraf daha aldık: “Şu gün Ankara’da olacağız, hazırlıklı olun, Esen-boğa’da bizi karşılayın.” 
 
İfade net değildi ama, akrabalar en kötü ihtimale göre hazırlanıp Bulancak’ta toplanmıştık. Son telgrafı alınca, cenazeyi de taşıyabilsin diye bir minibüs ayarladık, Ankara’ya gideceğiz. Hazırlıkları  teyzemin oğlu olan Tacettin eniştemle yürütüyoruz; bana bir caddede, “Sen az bekle, ben geliyorum.” dedi. Durdum, arkasından baktım, bir kuyumcuya girdi. Dışarıdan görebildiğim kadarıyla kuyumcuya iki küçük altın uzattı, parasını alıp çıktı. Bana niye “Az bekle” dediğini o zaman anladım, minnet duydum. Ben bu kadarını yapamamıştım; çünkü karımla ikimiz, evlenirken aldığımız eşyanın taksitlerini ancak ödeyebiliyorduk... 
 
Eniştem ve akrabamız Bahattin abimle minibüse yerleştik. Arabayı teyze oğlu Hasan abim kullanıyor. Akşam üzeri Bulancak’tan hareket ettik, bir sorun olmazsa sabah Ankara’da olacağız. 
İçimiz kan ağlıyor, telgraftaki sözcüklerden durumu anlamaya çalışıyoruz;  kesin değil ama hepimiz ablamı kaybettiğimiz kanısındayız, “cenaze almaya” gidiyoruz!..
 
Ağustos ayındayız ve Ramazan; günler çok uzun ve sıcak. Sahur yemeği için Merzifon’da mola veriyor, bir kaç şey yiyip bolca su içtikten sonra yola devam ediyoruz… 
 
Uyuyorduk, yolun bir yerinde trafik kontrolü varmış, durunca uyandık. Elmadağ’daymışız. Bir trafik polisi yaklaştı, Hasan abimin açtığı camdan bize seslendi: 
- İyi geceler, hayırlı yolculuklar. Bir ihtiyacınız, sıkıntınız var mı? Yolculuk nereye?                                                                               
Şaşırıyoruz; şimdiye kadar böyle kibar bir polis görmemişiz, durumumuzu anlatıyoruz. Evrakımızı kontrol edip geri veriyor, “İyi yolculuklar, dikkatli gidin. Geçmiş olsun, üzülmeyin” diyor. Sanki aileden biri, çok mutlu oluyoruz… 
 
Sabah Ankara’ya evimize varıyoruz, evde kayın-validem de var, kızımıza bakıyor. Biraz dinlenip hava alanına hareket ediyoruz. Bize karım ve Ankara’da bekleyen Şenel eniştem de katılıyor. 
Uçak öğle saatlerinde gelecek fakat biz erkenden hava alanında oluyoruz. Hasan abim minibüste uyuyor, biz etrafı tanımaya, bilgi almaya çalışıyoruz. Acaba neler yaşayacağız, ablam yürüyebilecek mi, tekerlekli sandalyeyle mi getirirler! Hepsine razıyız yeter ki sağ gelsin…  
      
Nihayet uçak göründü, inişini bir süre  izledik. Yolcular uçaktan inmeye başladı; şimdi gümrükten geçmek için bagajları alıyorlar fakat henüz bizimkileri göremedik! Sanki aradan aylar geçti; yolcuların hepsi gümrükten çıkıp gitti, bizimkiler yok! Kuşkumuz daha da arttı; bildiğimiz kadarıyla  hastaları öncelikli indiriyorlarmış, indirmediklerine göre? Hasta değil!.. Yani?.. Geriye en kötü ihtimal kalıyor!..
 
Paniğe kapılıyoruz, bizi içeri almıyorlar…
 
Benim basın kartım var, görevlilere durumu anlatıp yardım isti-yorum. “Yolcular indi, uçakta cenaze var mı acaba?” diye soruyorum. Anlayış gösterip karımla bana, kargo bölümüne bakmamız için  izin veriyorlar. Koşarak gidiyor her yere bakıyoruz; ne eniştem var ne ablam! Görevlilere çok rica ediyoruz, bizi kırmayıp yolcu ve kargo listelerine bakıyorlar ama isimleri yok… Kargo görevlileri “Telgraftan sonra kötü bi’şey olduysa, cenaze getire-bilmenin epey formalitesi var, hemen yetiştiremezler, belki bir  iki  gün sürer.” diyorlar.
Moralimiz çok bozuluyor, çaresiz hava alanından ayrılıyoruz. Ne yapacağımızı, nasıl haber alabileceğimizi araştırıyoruz. “Yaşar eniştem bu kargaşada, tek başına bize nasıl haber verebilir!.. 
 
Evde telefonumuz yok ki bizi arasın, belki vakit bulabilirse telgraf çekebilir…”
 
Bu sırada birden Yaşar eniştemin bir mektubunda Alman komşularının telefon numarasını yazdığını hatırlı-yorum. “Onu bulurum, postaneden ararız… 
 
Ama Almanca bilmiyoruz ki, nasıl anlaşacağız Alman komşuyla!” 
Düşünürken Şenel eniştem heyecanla atılıyor: 
 
-Bizim Çağlar’ın hanımı Almanca biliyor, evle-rinde telefon da var, onlardan rica ederiz, telefon masrafını da öğrenir öderiz…
 
- Çağlar kim?
- Eski komşumuz, beraber okuduk, çok yakınız, çok  iyi insanlar, hem de bu gün tatil, evdedirler.
 
- Evet enişte, ancak böyle bir imkan olursa duru-mu öğrenebiliriz, çok iyi olur, inşallah müsaade ederler!
Bu karara sevinerek eve geliyoruz, hemen mektubu bulup Alman komşunun telefonunu alıyorum. Karımı evde bırakıp minibüsle Çağlar ağabeylere geçiyoruz. Eniştem zili çalışıyor, evdeler, kapıyı Çağlar abi açıyor, bizi görünce şaşırıyor; eniştem durumumuzu, isteğimizi ayaküstü anlatıyor;
 
- Tabii Şenel ne demek, gelin girin içeri, Aydın Almanca konuşur, hallederiz, girin girin… 
 
Minnetle giriyoruz içeri, müsaade ediyorlar.  ‘Milletler arasına telefon kaydını veriyorum, ne kadar bekleyeceğimiz belli değil. Aklımda bin bir düşünce, pek konuşmadan, yabancı bir evde sıkılarak bekliyorum, eniştemler sohbet ediyor… 
 
‘Kaç yıl geçti’ bilmiyorum, birden telefon çalıyor, zıplıyoruz, bana ‘sen aç’ diyorlar. Aydın abla yanımda; Alman komşu çıkınca ona vereceğim. 
 
- Alo… 
- Almanya  bağlıyorum  ayrılmayın.
- Tamam.
Herkes ayakta, heyecanlıyız; kim çıkacak, nasıl konuşacağız, ne haber alacağız, neler yaşayacağız!..
 
Birden Yaşar eniştemin sesini duyuyor ve çok şaşırıyorum; “memur araya girerek ‘görüşün’ diyecek,  Alman komşu çıkacak…” diye düşünürken eniştemin sesini ahizeden duyunca dilim tutuluyor:
- N’oldu enişte? 
- Meraklanmayın ablan iyi; nakille ilgili bir belge gecikti de uçağa yetişemedik, yarın geleceğiz. Ablan da yanımda, aha veriyorum. 
 
Kulaklarıma inanamadım, sevinçten çığlık atacak-tım, atamadım. Herkes beni dinliyor; öldü mü sağ mı derken, birden ablamın o güzel sesini duyuyorum.
- Canıııım.
- Ablaa… 
 
Esas o an çığlık atacaktım ama nefesim kesildi, boğazıma kocaman bir yumruk oturdu, başka tek sözcük çıkamadı ağzımdan. Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı. Ablam anlamasın diye telefonu hemen Şenel enişteme uzattım.
Ablam da konuşamamış, o da telefonu Yaşar enişteme vermiş, şimdi iki eniştem konuşuyor:
 
-N’oldu  bunlara  yahu!  Ortada  kötü bi’şey  yok ki!
 
Böyle bir duygusallık hiç beklemiyordum, kendimi çok dayanıklı, sabırlı sanıyordum; ilk defa başıma böyle bir şey geliyor. Bir çocuk gibi ağladığım, konuşamadığım için çok mahcup oluyorum. Herkes beni teselli ediyor ama onların da gözleri yaşlı. Sanırım, sevinç göz-yaşları denilen şey bu olmalı…
 
Sonsuz minnet duyuyorum, teşekkür ediyorum. Telefon masrafını öğrenmek, ödemek istiyorum, posta-neden sormama bile izin vermiyorlar. Ne güzel insanlar bunlar, “Telefona müsaade etmeniz, bizi eve kabul etmeniz çok büyük lütuftu; şimdi milletlerarası görüşmenin masrafını bile istemiyorsunuz, nasıl kalkacağız bu iyilik-lerin altından!” 
 
Minnet ve muhabbet duygularımızı anlatmaya çalışarak ayrılıyoruz Çağlar abilerden. Artık rahatlıyoruz, olan biteni hemen minibüste bekleyenlere de anlatıp hep birlikte seviniyoruz. Bugün yapılacak başka iş kalmıyor, evin yolunu tutuyoruz...
Ahmetler Caddesinde ilerlerken, Ankara semalarında akşamın kızıllığı gözümüze  çarpıyor,  ardından Kocatepe Camiinden okunan ezanı duyuyoruz, iftar ol-muş!.. Oruç olduğumuzu hepimiz o anda hatırlıyoruz, hiç açlık hissetmemiştik, ama fark ediyoruz ki çok susamışız. 
-Haydi hemen eve, iftara yetişelim.
Tacettin eniştem yanaşmıyor. 
-Sen git evinde iftarını yap, bize müsaade et, biz dışarıda yiyelim.
-Olur mu öyle şey, bizim evin önündeyiz, Rama-zan günü iftar saatinde bu kadar yorgunken lokanta aranır mı? Sizi bırakıp nasıl eve giderim, çok ayıp olur... 
 
Uzun tartışmalardan sonra razı oldular, eve girmek zorunda kaldılar. Kayınvalidem yemek masasını hazırlamıştı, hemen oturduk. Bol miktarda su, meşrubat içtik, rahatlayınca yemek de yedik.
Yavaş yavaş sohbet etmeye, gelişmeleri değerlendirmeye başladık; ablamın sağ olduğunu öğrendik ya gerisi önemli değil… Gece herkese yer yatakları yaparak küçük evimize sığdık. Hepimiz çok yorulmuşuz, hemen yattık. Ama gece sahura geç kalmışız, bir uyandık ki vakit dolmak üzere! Yemesek, günler çok uzun ve çok sıcak, dayanamayız! Tacettin eniştem çözüm buluyor; perdeleri kapatıp, “Yiyin” diyor. Yiyoruz,  Allah kabul etsin!..
 
Sabah geç kalkıp öğleye doğru yeniden hava alanına gittik. Uçak geldi, yolcular iniyor, bagajlarını alanlar gümrüğe giriyor,  henüz bizimkiler yok, yine çok heyecanlıyız… İşte göründüler; ablam, eniştemin kolunda yavaş yavaş yürüyor, kapıdakilere ameliyatlı olduğunu anlatıp koşuyorum. Ablam ‘sağ’ çok şükür, hem de kilo almış, yanakları dolmuş, bize çok iyi görünüyor. Ablamın koluna giriyorum, eniştem gümrükten valizleri almak için geri dönüyor. Ablamı getiriyorum, herkes dokunmadan, fazla yormadan “Hoş geldin Leyla, geçmiş olsun…” diyor.  
 
Büyük bir sevinç yaşıyoruz… 
 
Ablamı  kapıya yanaştırdığımız minibüse yerleştiriyoruz, ben gidip Yaşar enişteme yardım ediyorum,  valizlerini toplayıp getiriyoruz… 
 
Artık her şey tamam, yola çıkıyoruz, olup bitenleri yavaş yavaş anlatıyorlar. Neler çekmiş, neler yaşamış garipler! Çok üzülüyoruz ama ablam sağ salim geldi ya hepsini unutuyoruz... 
 
         İlaçlar ablamı şişmanlatmış, saçları dökülmüş, başında peruk var; bana kimse görmeden çıplak başını gösteriyor aceleyle... O gece, yine hep beraber bizim küçük evimize sığışıyoruz;  kendisini yormadan  ablamın anlattıklarını merakla dinliyoruz. Yarın sabah Bulancak’a hareket edeceğiz.
 
Minibüsün bir koltuğunu, boydan boya ablama yatak haline getiriyoruz. İşyerimden izin alıp onlarla ben de Bulancak’a gidiyorum.
 
Leyla ablam çok güzel masal anlatırdı; bu yaşadıklarını da bize yolda parça parça anlatıyor, masal gibi zevkle dinliyoruz:   Hastane odasında onun gibi beyin ameliyatı olacak bir Alman kadın varmış, dilini bilmeden onunla dertleşip dost olmuşlar. Onu Müslüman yapmaya çalışmış ve sonunda kadına, ameliyata girmeden kelime-i şahadet söyletmeyi başarmış...  Hepimizin gözleri yaşarıyor, ablamı kutluyoruz…
 
Sevgili Leyla ablam, bu ameliyattan sonra üç yıl daha yaşadı. Bu sürede yine boş durmadı. En büyük hayalini; köydeki eski ahşap evimizi yıktırıp, yerine Yaşar eniştemin desteğiyle güzel bir ev yaptırmayı başardı. Üstelik kendisi de amele gibi çalıştı... 
 
Öldüğünde kırk iki yaşındaydı.  Nur içinde yat canım ablam…
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Bulancak Haber
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi