BULANCAK MEYDANI


Bu makale 2021-12-17 14:45:42 eklenmiş ve 288 kez görüntülenmiştir.
Nejat TOPRAK

 

Torunun Osman, Kösmüğün Cemal ve babam Kuyrukluoğlu Hüseyin, Cemiyetin önünde oturmuş sohbet ediyordu, 1960 öncesi yıllar, ben de yanlarındayım… Her zaman fötr şapkayla gezen Cemal amca bol köpüklü kahveyi çok seviyor, işte kahveleri geldi, hemen sigaraları da yaktılar…

Bulancak Şoförler Cemiyeti her zaman kalabalıktı; bütün masalarda şamatayla kağıt oynanır, sigara dumanından göz gözü görmezdi. Artık havalar ısındı bütün şoförler dışarıdaki masalarda oturuyor. Sırası gelenler kalkıp arabasını Atatürk Büstünün önüne çekiyor, muavin; “Haydi Giressun Giressuuun, hemen kalkıyooo” diye bağırarak arabayı doldurmaya çalışıyordu…

 Babamların sohbeti koyulaşıyor, arada bana da takılıyorlar, biri babama; “Şimdi senin yanından ayrılmıyor ama yakında, Teveğine Su Yürüyünce bizimkiler gibi uçar, sonra da ara bul bulabilirsen” dedi, gülüştüler. Ben ne demek istediklerini anlamaya çalışırken, bana da bir çay söylediler… 

 Cemiyetin önünde taksiler çekili, aralarında Garip Şükrü’nün Jeep Pikabı da var. Şükrü abi geldi arabasını çalıştıracak, epeyce kol attı ama araba çalışmadı. Beni çağırdı, “Ben kol atarken gaza hafifçe bas, çalışınca pompalarsın” dedi. Ben bu işi bizim arabadan biliyorum, ”Tamam” dedim. Şükrü abi yeniden kol atmaya başladı, araba çalıştı, ben babamların yanına geldim, Şükrü abi bindi gidecek, ama gidemiyor; Cemiyetin önünde oturanlardan 3-4 kişi gizlice koşup arka tampondan çekiyor, araba kalkamıyor. Şükrü abi şaşkın, söylenerek iniyor, tampona asılanlarsa hemen yerlerine oturuyor. Şükrü abi sağa sola, taş mı var diye lastiklerin önüne bakıyor, yok. Tekrar binip gaza basıyor, aynı grup yine tampona asılıyor, gidemiyor. Şükrü abi çaresiz arabadan iniyor bu kez, olaydan tamamen habersiz görünen guruba soruyor:

-Yahu arabayı bir türlü kaldıramıyorum, ne oldu anlamadım!..

-Yaşlanmışsındır Şükrüü, belki ondan kaldıramıyosundur. Sen bi daha dene bakalım...

Şükrü abi ümitsiz yeniden biniyor, arkadakiler bu kez tampona asılmıyor, araba birden fırlıyor, Şükrü abi yine şaşkın. Dikiz aynasından bakıyor ki, oturanlar kahkahalarla gülerek el sallıyor. O da arabadan inip karnını tutarak gülmeye başlıyor;

-Yahu siz ne adamlarsınız, Allah iyiliğinizi versin e mi…

 Bulancak meydanının renkli simalarından biri de “Pejo Ismail”di. İsmail abinin Siyah Pejosu var. Arabasını elindeki Sarı Bezle parlatırken sürekli konuşuyor: “Yahu sen ne muhteşem bir arabasın, ne mübarek ekmek teknesisin, şu Bulancak’ta eşin benzerin yok...”

Pejo 9 kişilik, 6 kişi alan öteki taksilerden avantajlı, şimdi sıra onda, İsmail abi bağırıyor: “Giressun Giressun, sadece iki kişi lazım, Pejo hemen kalkıyo beklemiyoo...”

İsmail abi arabaya besmelesiz binmez, araba kullanırken de hiç susmazdı: “Aman Ismail, dikkat et Ismail, kimseyi rahatsız etme İsmail… Viraja giriyorsun yavaşla İsmail. Yağmur başladı silecekleri çalıştır İsmail. Bak çukur var müşteriyi sarsma İsmail….  Hay maşşşallah ne güzel araba kullanıyosun be İsmail… Muhterem yolcularını salimen Giresun’a ulaştırdın, aferin sana İsmail. Aman dikkat edin, arabamdan yavaş inin, başınızı vurmayın, güle güle gidin, dönüşte yine Pejo’yu bulun, unutmayııın…”

Arabalar en fazla Bulancak-Giresun arasında çalışıyor, Piraziz’e, Ordu’ya, Yazın Yaylaya da seferler oluyordu. Yollar toprak, virajlı, dar ve kasisliydi, bol miktarda toz veya çamur olur, yolcuların çoğunu araba tutardı. Arabaların yolda arıza yapması, lastik patlatması çok normaldi. Şoförlerin hemen hepsi yolda kalan arabayı tamir edecek kadar ustaydı. Patlayan lastikleri de muavinler tamir eder, bu sırada arabadan inen yolcular tamiri merakla izlerdi.

Bulancak’ta arabalar için iki tamirhane vardı: Hacı Usta ve Hurşit Usta… Bu iki tamirhane meydanın hemen batısındaki ilk sokakta yan yana ve tek katlıydı. Tamirhanelerde bir çok alet edevatın yanı sıra, çok önemli iş gören Elektrik Kaynağı ve Oksijen Kaynağı makineleri vardı. Kaynak yaparken ustalar koruyucu gözlük kullanır, etrafına toplanan çocukları “Gözünüz kör olacak lan, ışığa bakmayın” diyerek kovalardı. Hacı Ustanın üç oğlu; Mustafa, Ahmet ve Naim abiler de şofördü, hem de motor tamiri konusunda usta idiler. Tamirhanelerin önünde mutlaka birkaç araba olur, motor indirenler burada uzun süre kalırdı.

Şoför ve tamircilerin hepsi beni tanır, yanlarından geçerken yakalayıp sever veya kızdırırlardı. O yıllar ağzımla bekçi düdüğü gibi düdük çalıyordum. Tamirhanelerin olduğu sokakta ve meydanda düdük çalarak koşmayı çok seviyordum, herkes peşimden bakıyordu. Evimiz Hükümet Binasının karşısındaydı, bir yaz gecesi bekçiler göreve çıkmış düdük çalıyordu, ben de pencereden başımı uzatıp ağzımla düdük çalmaya başladım. O çaldı ben çaldım, yarışıyor gibiydik, çok zevkliydi. Bir süre sonra Bekçi Başı Sabri Aydın abim bizim kapıya geldi; meğer bekçiler birbirleriyle haberleşiyormuş, ben araya girince işler karışmış. Annem özür dilemiş ve bir daha bekçilerle yarışa girmemiştim. Ağzımla düdük çalabilmemin sırrı, üst damağımın ortasından çıkan bir anormal dişmiş. Okula başlayınca bu dişimi çektirmiş ve bir daha ağzımla düdük çalamamıştım!..

Bulancak Meydanının unutulmaz bir olayı da, Demirellerin Benzin İstasyonundaki yangındı. Sanırım 1966 yılı bahar aylarıydı, hava kararmış insanlar evlerdeydi. Sokakta telaşla koşuşturanlardan yangın çıktığını öğrenip biz de dışarı fırlamıştık. Evimiz o yıllar Ucarlı yolunun köşesindeydi, siyah dumanlar bizim oradan da görünüyordu... 

İstasyonda, benzin mazot ve gaz yağı dolu teneke ve variller yanıyormuş. Arada patlamalar oluyor, her patlamada gökyüzüne büyük bir alev topu yükseliyordu. Bir söylentiye göre de, o gün yer altındaki benzin deposuna tankerle benzin doldurulmuş, buranın patlaması halinde Bulancak havaya uçarmış...

Artık insanlar evlerini kapamış, gruplar halinde şehri terk ediyordu. Bitişik komşumuz Bayram Güngör Ziraat Bankası’nda çalışıyordu, o ailesini bize teslim edip bankaya göreve koşmuştu. İnsanlar kendine en yakın köy yoluna doğru kaçıyordu, biz de komşularla birlikte Ucarlı yoluna koyulduk. Epey kalabalıktık, gençler yaşlılara, çocuklara yardım ederek, her patlamada biraz daha hızlanarak dere içine ulaştık. Yangından epey uzaklaşmıştık, çoğumuz burada durup şehirden haber bekledik, bazıları ise daha yukarılara yürümeye devam etti….

Çok heyecanlı bir geceydi, epeyce bekledik, sonra alevler azalmaya başladı, geç saatlerde de görünmez oldu. Büyük  depo patlamamıştı, yavaş yavaş evlerimize geri döndük. Olayın vahametini sabahleyin meydana gidince anladık: her yer sim siyahtı, benzin istasyonu ve yanındaki binalarda hasar çoktu. Gece Giresun ve Ordu’dan da itfaiye ekipleri gelip yangına müdahale etmişler. Ve çok şükür bu büyük yangında ölen ya da yaralanan olmamıştı. Allah bir daha böyle felaketler yaşatmasın… 

(Nejat Toprak - Aralık 2021)

 

 

 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Bulancak Haber
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi