ECEVİT’İ İZLEMEK


Bu makale 2019-11-05 23:47:08 eklenmiş ve 172 kez görüntülenmiştir.
Nejat TOPRAK

1972 sonbaharıydı, Trabzon İl Radyosu’nda yeni muhabirdim, Haber Bürosu’nda 4 kişiyiz, büronun sorumlusu Teoman Yalazan… CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit Karadeniz gezisindeydi.

 

O yıllarda Ecevit’e halkın desteği artmış, Karadeniz ormanlarında kuşlar bile “i-ce-vit, i-ce-vit” diye öter olmuştu…

 

Bülent Ecevit’in Ordu’ya kadar geldiğini biliyoruz, oradan Giresun’a ve Trabzon’a geçecek, ama saatleri kesin değil. Büroda büyük heyecan var, herkes Ecevit’i seviyor, bir an önce görmek istiyor… Teoman Yalazan “Ah imkanımız olsa da gidip Ecevit’i Giresun’da karşılasak, Trabzon’a kadar izlesek…” diyor. Ecevit’in gezisini merkezden bir ekip izliyor, bize ayrı bir görev verilmedi ama biz de Trabzon bürosu olarak Ecevit’i izlemeyi çok istiyoruz. Ancak kurumun arabası yok, yeterli eleman da yok. Büroda bu konuşma sürerken Habercilerin yakın dostu İdari İşler elemanı Fikret Tercan da yanımızdaydı. Fikret abinin kaplumbağa türü Wolksvagen arabası var. Fikret abi de çok heyecanlı: -Gençler isterseniz akşam ben sizi benim arabayla götürürüm, ne dersiniz. diyor. Bu harika bir teklifti, Teoman hemen atladı; “Abi Ecevit zaten Giresun’u geçmiştir, çok gitmeyiz, yakınlardan döneriz, şehre birlikte gireriz, belki bir olay filan olur izlemiş oluruz…” Akşam nöbetçisi bendim ama Teoman bana, “Sen de gel” diyor. “Nasıl olsa saat 21’deki haberlere kadar bi şey olmaz, o zamana kadar biz döneriz zaten...” Çok seviniyorum, ilk defa bir parti genel başkanını hem de Bülent Ecevit’i izleyeceğim, çok heyecanlıyım… Hemen hazırlanıyoruz, üst kata koşup nöbetçi spiker Gülten Özpeker’e bilgi veriyorum; “Biz Bülent Ecevit’i izlemeye gidiyoruz, 21 haberlerine kadar geleceğiz, ama yine de bilgin olsun…” Hemen Fikret abinin arabasına atlayıp, ilk benzinciden arabaya ortaklaşa benzin koyuyoruz. Sonra muhabbetle ilerliyoruz… Fikret abi arabayı kullanıyor, Teoman sürekli konuşuyor; Ecevit’in, bu gezinin, Ecevit’i izlemenin ne kadar önemli olduğunu anlatıyor…. İşte Akçaabat’a geldik, Ecevit yok. Yolda polislerden durumu öğreniriz, ilerliyoruz… Artık akşam oluyor, güneşin denizin üzerinde yarattığı muhteşem kızıllık, hızla devrilen ağaçların arasından gözümüze yansıyor, uçuyoruz… Çarşıbaşı’nı geçtik, işte Vakfıkebir’in ışıkları da görünmeye başladı, ama Ecevit yok; -Devam etsek mi acaba, zaman da epey ilerledi!.. - Buraya kadar geldik, yakında karşılaşırız, biraz daha gidelim. Gidiyoruz ama karşılaşmıyoruz, Bülent Ecevit hala yok. Polislere soruyoruz; “Giresun’daymış galiba” diyorlar… -Hava da iyice karardı, bari Trabzon sınırından çıkmayalım!.. -Çıktık bile, Eynesil’i geçtik görmedin mi? Karşıki ışıklar Görele’nin… -Haber saatini kaçıracağız, nöbetçi benim! -Sanırım hemen dönsek bile saat 21’e zor yetişiriz. -Sayın Ecevit nerelerdesiiin, seni görmeden dönemeyiz, haydi gel artııık!.. İstemeye istemeye dönmeye karar veriyoruz, Ecevit’i karşılayamadık, bari haber saatini geçirmeyelim!.. Fikret abi uygun bir yerden dönüp gazlıyor… Üzgünüz ve pek konuşmuyoruz. Ama beynimizde fırtınalar kopuyor: “Yetişemezsek n’olacak, haber yayınlanmazsa, bu yayın suçu, hakkımda soruşturma açılır!..” “Acaba Gülten haberleri teleksten alıp okuyabilir mi?” “Çok zor, teleks bakalım düzgün çalışacak mı, zamanında çalışacak mı, zaten büyük harf ve noktasız yazıyor, daktilo edilmeden spiker okuyamaz ki!” -Fikret abi biraz daha hızlı gitmez mi bu araba? -Evladım bunun adı tosbağa, üstelik gece, bu bu kadar gider, buna şükredin… -Haydi abi yetiştir bizi n’olur, yayına 15 dakika kaldı. -Trabzon’a epey yaklaştık, işte Yoroz burnu göründü, belki yetişiriz. “Radyo ya ulaşsak bile haberleri daktilo edecek vakit yok. Ancak teleks metninin üzerinde düzeltir, noktalarız, belki öyle okur. Allah’ım yardım et!” Nihayet Trabzon’un girişinde Uzunkum’dayız, arabamın radyosu açık, ve bip’ler vuruyor “saat 21” yetişemedik!... Arabada çıt çıkmıyor, sonra Gülten’in o güzel sesini duyuyoruz: “24 Saatin Olaylarını veriyoruz…” İçimden alkışlamak geliyor ama kendimi tutuyorum; “Helal sana Gülten, nasıl yaptın bilmiyorum ama, başardın işte, haber saati boş geçmedi çok teşekkürler sevgili arkadaşım.” Bu bültende 24 saatin olayları özetleniyor, süresi 5 dakika. Gülten okumaya devam ediyor, bir aksaklık yok çok şükür, haydi Gülten iyi gidiyorsun… Artık önemsiz haberlere geldi, bülten tamamlanacak… Tamamlanmıyor; Gülten, “Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay…” diye başlayan bir habere geçiyor!.. Aman Allah’ım, bültenin sonunda Cumhurbaşkanı haberi olur mu?.. “Haydi artık bitir şu bülteni…” Yine bitmiyor, şimdi de “Başbakan Ferit Melen…” haberini okuyor Gülten!.. İyice büzülüp geriliyoruz; bu haberler bültenin başında verilmesi gereken haberlerdi, n’oldu acaba? Bakalım daha neler olacak!.. Şükür başka bir şey olmuyor, Gülten, “Haberleri dinlediniz” diyerek bitiriyor bülteni. Haberlerden 5-6 dakika sonra Trabzon Radyosu’nun önündeyiz, koşarak üçüncü kattaki Yayın Yönetim Odasına çıkıyoruz; en önde koca göbeğiyle Teoman koşuyor. Heyecanla odaya dalıyoruz; O da ne!.. Tam karşıda Radyo Müdürü Kemal Kaltaoğlu oturuyor, yanında Gülten ve nöbetçi teknisyen var. Yavaşlıyor, sesimizi kesiyoruz hemen. O saatte Radyo Müdürünü hiç beklemiyoruz… -Gelin bakalım kaçaklar geliiin. Diyor Radyo Müdürü. Önce Teoman karşısına geçip, her zamanki şirinliğiyle boynu bükük duruyor, yanına ben gelip aynı pozisyonu alıyorum, sonra Fikret abi benim yanımda duruyor, hazıroldayız… Radyo Müdürü bir süre konuşmuyor, sert bakışlarla bizi süzüyor, sonra bıyık altından hafifçe gülüyor, rahatlıyoruz. Radyo Müdürü Kemal Kaltaoğlu, İstanbul Radyosu’nun eski spikerlerinden, sonra başka görevlerde de bulunmuş, son olarak Trabzon’a atanmış. Kemal bey Radyonun en yaşlısı, bense en genciyim. Yemeklere, toplantılara birlikte gidiyoruz. Beni herkese, “Yaşı yaşıma uygun, boyu boyuna uygun, en yakın arkadaşım” diye tanıtıyor. Bu güzel insan, Bülent Ecevit gelecek diye gece Radyoya geliyor. Öğreniyor ki; haberciler yola gitmiş, büro boş. 24 Saatin Olayları gelmeye başlayınca teleksin başına oturuyor; haberleri satır satır okuyor, harfleri kalemle noktalıyor, bozuk yerleri düzeltiyor… En sonunda kocaman bir rulo haline gelen kağıdı teleksten koparıp Spiker Gülten’e götürüyor. Gülten de, ruloyu kucağına koyup, kağıdın başından çekerek okumaya başlıyor. Böylece son dakikada gelen Cumhurbaşkanı ve Başbakan haberleri en sona kalıyor. Başta yazan (İlk iki haber daha sonra verilecek) notunu görmüyorlar. Sonra Spiker Gülten anlatıyor; “Ben de sonda Cumhurbaşkanı haberi gelince çok şaşırdım ama artık yapacak bir şey yoktu. Haberler geç geldi, daktilo da edilmediği için zor okudum, çok üzgünüm…” Biz o gece ne Bülent Ecevit’i karşılayabildik, ne de haber saatine yetişebildik. Bunun ezikliğiyle herkesten özür diledik, yayını kurtardıkları için minnet duygularımızı tekrar tekrar ilettik. Hakkımızda soruşturma açar mı diye endişelendiğimiz müdürümüzse, bizi teselli etti: - Bunlar hepimiz için paha biçilmez yayın tecrübeleridir, önemli olan iyi niyettir, siz çaba gösterdiniz ama başaramadınız… Zaten sizi Fikret bey yetiştirememiş, esas kusurlu o!.. Amaaa yine de bu işin bir ceremesi olacak tabi; yarınki öğle yemekleri sizden ona göre hazırlanın bakalım… -Memnuniyetle sayın müdürüm memnuniyetle, biz buna akşamdan razıyız….

 

Ölüm yıldönümü olan sayın Bülent Ecevit'i, sevgili arkadaşım Teoman Yalazan'ı, ABD'de trajik bir olay sonucu genç yaşta aramızdan ayrılan sevgili Gülten Özpeker'i, Radyo Müdürümüz Kemal Kaltaoğlu'nu ve Fikret Tercan ağabeyimi rahmetle anıyorum, mekanları cennet olsun...

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Bulancak Haber
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi