40 metrekare büyüklükte bir paraşüt rüzgarın estiği yönde sahile açılıyor, denizdeki sürat teknesine 200 m.uzunluğunda bir halat ile bağlanıyor.
ipçi dediğimiz eleman ; tekne 200 m.rüzgar yönünde açıldığında ipi çekerek düz bir hat haline getiriyor.diger kara elemanı paraşütü açıyor, kaptan gaz verip o kocaman uçurtmayı üzerindeki insanla havalandırıp,deniz üzerinde geniş bir tur atarak başlangıç noktasına indiriyor.
Uçusta tek bir hata yaparsanız paraşüt yere çakılıyor. Hatasız uçuş görsel bir şova dönüşüyor. Turistlerin alkışları arasında inen kişinin yerine diğeri hemen bağlanıp uçuşlar devam ediyor.
1991 yılında,gençliğin verdiği cesaretle bu işe başladığımızda; pilot eğitimi isteyen bu işi bize öğretecek kimse yoktu. Hatalarımızdan ve kazalardan ders çıkartarak ögrendik. Bir gece barda oturuyoruz, Alman bir aile ile muhabbetteyim. 50 yaş civarındaki bu arkadaş kulağıma eğilip, "yusuf,seni ve ekibini hergün dikkatle takip ediyorum,çok zor bir işi büyük bir başarı ile yapıyorsunuz, harikasınız" dedi.
Henüz işin başında olduğumuz dönem ve iyi değiliz ama Alman 'ın böyle düşünmesi hoşuma gitti. Bende cevaben; "her gün saat birde show uçuşumuz oluyor. Yarın bu saatte gelirsen seni bedava uçururum"dedim.
Ertesi gün, tam bir de gelerek hazırlığı yaptık. Nizami bir kalkış yapıp uçuşa başlattım. Yaklaşık 90 m.yükseltip açık denizde ters 8 hareketi ile dönüşe geçtim. Karadaki bayrakçım işaret verince ,işaret yönünde paraşütün ipini çektirip karanın üzerine getiriyor ve rüzgârın estiği yönde uçak gibi indiriyoruz. Bayrakçım sağ bayrağı göstermeye devam etti. Güçlü kuvvetli Alman, az çektim sanıp daha kuvvetli asılınca paraşütün flapları fazla döndü. Normalde gaz verince yukarı giden paraşüt flaplar ters döndüğü için aynı gazda çakılma pozisyonuna girdi. Akabinde paraşüt ters döndüğü için söndü. Adam 5 saniye içinde yere çakıldı. Bu duruma düşünce yapacak iki şey var., paraşütün ipini tekneden çözüp, linç korkusu ile tam gaz kaçmak. Ya da, olay yerine gitmek. İpi çözdüm, direksiyonu sahile cevirdim tam gaz verip 200 metre yolu kat edip karaya varmadan 10 metre önce gazı kapadım. Çapayı atıp teknenin burnundan karaya atladım. 5-10 saniye içinde büyük bir kalabalık toplanmıştı. Olay yerine büyük bir hırsla yürümeye başladım. İnsan kalabalığı ikiye bölünüp bana yol verdi. Alman'ın yanına vardığımda yaşadığını gördüm. Derin bir rahatlama hissi yaşadım. Almanca,İngilizce,Türkçe, "sen nasıl bu hatayı yaptın, bayrakçıya neden uymadın diye adamcağıza oldukça asabi fırça attım". Deyim yerindeyse ağzıma geleni soyledim.
Bu arada karada hazır bekleyen ambulans Alman'ı alıp hastahaneye götürdü. Gece aynı bara gittim, giriste gördüm ki; bizim kazazede aynı masada oturuyor. Sağ ayak kırılmış, komple alçıya alınmış ve biraz çekinerek mecburen yanına gittim. İki elimi tuttup beni kendine çekti, kulağıma eğilip; "beni affet"dedi.
Oysa tüm suç ben ve ekibimde idi. Gel gör ki, adamcağız o durumda kuvvetli fırça yeyince suçluluk duydu. Tam yedi sene aynı otele ailesi ile geldi. Aynı barda karşılaştık, sarılıp öptü ve "beni affettin mi"dedi.
Bu seremoni yedi yılda 7 kere tekrarlandı. Tüm ailesi ile dost olduk. Kızları büyüdü., ilk aşklarını personelimle yaşadılar. Bu hikâye çok çok mutlu sonlar ile 7 sene tekrarlandı.
|