

IRKÇI SALDIRILARLA SENDİKACILIK YAPILMAZ!
Sendikalar en basit ifadeyle çalışanların hak ve çıkarlarını korumak amacıyla oluşturulmuş emek örgütleridir. Yine en basit ifade ile herhangi ayrım gözetmeden bütün emekçilerin birlikteliğini sağlamayı hedefler. Sendikaların kuruluşu sanayi devrimi ile aynı döneme denk düşer. Vahşi kapitalizm koşullarında tek başına işveren karşısında hiçbir gücü olmayan işçinin, diğer sınıf kardeşleri ile birleşerek güç haline gelmesine olanak tanırlar.Sendikalar kuruldukları günden itibaren işçi sınıfı açısından hem bir okul, hem de mücadele aracı işlevi görmüşlerdir. Elbette amansız bir sınıf çatışmasının yaşandığı süreçte patronların sendikaları bölmek, emeğin gücünü asgari düzeyde tutmak amacı ile geliştirdiği bir takım yöntemler olmuştur. Bunlardan en göze çarpanı emekçiler arasında ki etnik, dinsel, mezhepsel, cinsel farklılıkların körüklenmesidir. Bu sayede yaratılan suni ayrıştırmalar ile emek hareketinin yükselmesinin önüne geçilmeye çalışılmıştır. Sendikal hareketin bölünmesi ve güç kaybetmesi, işverenin emeği daha rahat sömürmesinin yolunu açmıştır. Oysa şu açık bir gerçektir ki, emeğin dili, dini, rengi, ırkı yoktur. Emekçinin sahip olduğu emek kimliği, diğer bütün ayrımları yok eden kapsayıcı bir nitelik taşır.Türkiye'de sendikal hareketin mazisi çok eskiye dayanmaz. Sanayi devrimi yaşanmadığı, cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte devlet eli ile yukarıdan aşağı bir kapitalizm örgütlenmeye çalışıldığı için sendikalarda bu koşullar içinde ortaya çıkıp, gelişmişleridir. Devlet tarafından 1952 yılında kurulan Türk-İş ilk işçi konfederasyonudur. Haliyle devlet tarafından kurulduğu için her zaman işçiden çok, sermayenin örgütlü gücü olan devletten yana olmuştur. Türk-İş'in bir sarı sendika olması ve emeğin haklarını korumak gibi bir derdinin olmaması 1967 yılında DİSK'in kurulmasına yol açmıştır. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Türkiye işçi sınıfı açısından ilk gerçek sendika olma özelliğini taşır.Türkiye'de sendikal hareket sadece işçi sınıfı üzerinden yürümemiştir. Kamu emekçileri de sendikal sürecin aktif bir bileşeni ve dinamiği olma işlevi taşımışlardır. Fazla detaya girmeye gerek yok. Ancak şunu söyleyebiliriz ki, 12 Eylül'ün öğretmenlerin şimdiye kadar kurulmuş en büyük örgütlü gücü olan TÖB-DER'i kapatmasının ardından, kamu emekçileri açısından sendikal süreç 1986 yılında çıkarılan Abece dergisi, 1988'de kurulan EĞİT-DER ile yeniden başlamıştır. Yürütülen mücadele sonucunda 1990 yılında EĞİTİM-İŞ ve EĞİT-SEN kurulmuş, 1995 yılında bu iki sendikanın birleşmesi sonucu EĞİTİM-SEN süreçteki yerini almıştır.
90'lı yıllar kamu emekçileri açısından altın yıllardır. Devletin tüm yasaklarına ve baskıcı uygulamalarına karşın sendikalar hızla büyümüş, oldukça etkili bir konuma gelmişlerdi. Devlet, sendika kuramazsınız dedikçe sendikalar açılıyor, indirilen tabelalar yeniden yerine takılıyordu. Sürgün, ceza, tehdit, yasak, hiçbirisi sendikal hareketin gelişiminin önünde duramıyordu. Sonra ne olduysa oldu birden ortaya milliyetçi bir sendika çıktı. Emekçiler arasında ki etnik ve mezhepsel ayrımlar kaşınmaya başlandı. Baskılarla dizginlenemeyen sendikal süreç, işverenlerin geçmişte de kullandığı başka bir yöntemle etkisiz hale getirilmeye çalışıldı. Kürt ve alevi düşmanlığı kullanılarak kamu emekçileri mücadelesinin bölünmesi sağlandı.1995 yıllarında büyük kentlerde sendikalara ilgi yoğun iken; ülkemizin diğer bölgelerinde kamu emekçileri sendikalara karşı ürkek bir tutum sergiliyorlardı. Göreve yeni başlamaları ve mülki amirlerin tehditkar tutumları bunda birinci etkendi. Sonra milliyetçi sendika ülkemizin her yerinde temsilcilikler açtı. Ve bir günde daha önce sendikadan uzak duran onca kamu emekçisi , müdürlerin odasında sendika üyesi yapıldı. Memurlar sendika kuramaz diyen, eylem yaptığımız için bize ceza veren amirler, sendikacı olmuş, odalarında insanları zorla üye yapıyorlardı. Sonrası malum, milliyetçi sendikanın milliyetçi partisi iktidara geldiğinde, bu sendika üye patlaması yaşadı ve yetkiyi aldı. Ama inanın üye olanların pek çoğu neye üye olduklarını dahi bilmiyorlardı. Bunu neden söylüyorum, şimdi arkadaşlar iktidarda olan İslamcı partinin İslamcı sendikasından rahatsızlar. Niye rahatsız oluyorsunuz ki? Geçmişte sizin kullandığınız yöntemlerin aynısını kullanarak yetki sahibi oldular. Türk Eğitim Sen şimdi de üyelerine “ geçici olarak bize üye olun, yetkiyi alalım “ diye Eğitim Sen üyelerine ilkesiz öneriler sunuyor. Irkçı sendikaların aklına iktidar yandaşı sendikaya üye eğitim emekçilerini örgütlemek gelmiyor. Amaçları, el birliğiyle Eğitim Sen’i güçsüzleştirmeye çalışmak. Amaçları, ortak sermayenin planlarına ortak olmak. Sahte, işbirlikçi sendika ise; şantaj, tehdit, rüşvet, baskı. Müdür mü olmak istiyorsun gel bize. Tayin mi lazım, kolay. Eşinin yanına gitmekte sorun mu var, hallederiz. Etliye, sütlüye karışmadan rahat mı etmek istiyorsun, hepsi bizde.Emek hareketi asla ve asla milliyetçi ve dinsel referanslara sahip olamaması gereken bir süreçken, sağ olsunlar sayelerinde dindar ve milliyetçi sendikalarla da tanışmış olduk.Ama tabi hayat insana sürprizler yapmaktan geri durmuyor. Anadilde eğitim hakkını tüzüğünde savunduğu için 1996 yılında da Ankara Valiliğinin istemiyle Eğitim Sen hakkında kapatma davası açılmıştı. Ortaya konulan direniş ile bu davanın geri çekilmesi sağlandı. 1998 yılında yapılan Demokratik Eğitim Kurultayı'nda, ana dille ilgili olarak yapılan söylemler nedeni ile Ankara 2 No'lu DGM tarafından açılan davadan da Eğitim-Sen beraat etti. Sanki bu süreç hiç yaşanmamış gibi 2004'te bu kez , 2002 yılında Çalışma Bakanlığı tarafından onaylanan tüzükte yer alan, ana dilde öğrenim savunur maddesi nedeni ile hakkında kapatma davası açıldı. Ankara 2.İş Mahkemesi, Eğitim-Sen'e tüzüğünde yer alan bu maddeyi değiştirmesi için 60 gün süre verdi. Aksi takdirde sendika kapatılacaktı. Davanın genelkurmayın isteği ile açıldığı ise inkar edilmedi.Sonuçta burası Türkiye. Olur böyle şeyler. İslamcı cenah 28 Şubat zulmü diye bağırırken, sendikamızın kapatılma işini nedense görmezden gelir. Mahkemenin bu kararı sonucu olağanüstü genel kurula gidildi. Tüzükten kapatmaya gerekçe olarak gösterilen ana dilde eğitim maddesi çıkarıldı.Söz konusu genel kuruldu ilginç bir tablo göze çarpıyordu. Sendika içerisindeki Kürt delegeler sendikanın kapanmaması adına ana dilde eğitim maddesinin tüzükten çıkarılmasını savunurken, daha sonra Eğitim-İş'i kuracak olan ekip hararetle ilgili maddenin olduğu gibi kalmasından yanaydı. Hatta kürsüde ilerleyen süreçte Eğitim-İş Başkanı ''Bu maddeyi kaldırırsanız yarın öbür gün öldürülen gerillanın anasının yüzüne nasıl bakacaksınız'' diyordu.Hani vatandaşı tanımasanız vay be diyeceksiniz. Ama tanıyorsunuz. Ve biliyorsunuz ki ne ana dil, ne de sendikal mücadele zerre kadar umurunda. Tek derdi tüzükteki madde kalsın, sendika kapatılsın, oluşan kaos ortamında serbest kalan üyeler, fırsattan istifade kurulmuş olan yeni sendikaya transfer edilsin. Adam bu umutla gelmiş genel kurula.Tüzükteki madde kaldırılınca sendikanın kapanma durumda ortadan kalkmış oldu. Umduklarını bulamayan dünün ana dil savunucusu, bu günün ulusalcı, tek dilci ekibi sendikayı terk edip, yeni sendikalarına geçiş yaptılar.Buraya kadar bir sorun yok. Beğenmediğiniz, onaylamadığınız bir yerde kalmadınız diye kimse sizi suçlayamaz. Ama iş kamu emekçileri hareketini bölmeye, iftira ve çamur atmaya geldi mi? Hoop! Orada dur bakalım derler.Bir yerden ayılmışsın, yeni bir yer kurmuşsun. Çık anlat kendini, şunu savunuyorum, bunu yapacağım, ben işte buyum de. İnsanlar seni bilsin, kafalarına yatıyorsa üye olsunlar. Ama sen ne yapıyorsun? Eğitim-Sen'de örgütlü insanları çeşitli iftiralarla, yalanlarla istifa ettirmek için didiniyorsun. Derdin üye kazanmak değil başka bir sendikayı zayıflatmak.Bölücülüğün karşısındayım diye yaygara koparıp emek hareketinin bölücüsü oluyorsun. Çeşitli şekillerde istifa etmesine neden olduğun insanların çeyreği bile gelip senin sendikana üye olmadı. Küstü, emek mücadelesinin dışına çekildi. Olsun sonuçta Eğitim-Sen'den istifa etti ya, yeter de artar bile. Sendikal mücadele bu şekilde ileri taşını Değil mi?Şimdi olan bitenden yola çıkarak bu Atatürkçü, laik, tek dilci, bölücülüğün karşısında gövdesini siper etmiş şahısların sendikal anlayışları hakkında birkaç söz söylemek lazım. Bir kere bu arkadaşların her hangi bir sendikaya üye olmayanları kazanmak gibi bir dertleri asla yoktur. Sendikal mücadeleyi Eğitim-Sen üzerinden yürütürler. Belirledikleri, gözüne kestirdikleri Eğitim-Sen'lilerin hassas noktalarına göre şerbet hazırlarlar. Yok canım öyle eğitimin gericileştirilmesi, piyasalaştırılması, emekçilerin içinde bulunduğu zor koşullar falan önemli değildir. Ne gerek var böyle şeylere. En çok tercih edilen yöntem bölünme paranoyası ve Kürt düşmanlığıdır. Başlarlar coşkuyla anlatmaya: ''Kürtler bu sendikayı ele geçirdi, tek dertleri bu ülkeyi bölmek, bunların hepsi bölücü. Sen bu adamların içinde ne arıyorsun? Senin yerin bizim yanımız falan filan.''Yemedi mi? E o zaman Atatürk var. O da mı olmadı hemşericilik, akrabacılık, feodal ilişkiler ne güne duruyor. Mutlaka bulunur bir şeyler.Özellikle bu tür hassasiyetlerin çok daha belirgin olduğu kıyı şeridi boyunca yöntemleri beli bir ölçüye kadar işe yaramıştır. Eğitim-Sen kan kaybetmiş, yetki Türk-Eğitim-Sen veya Eğitim-Bir Sen'in eline geçti.
Kendisine sendikacı diyen bu insanlar eylemlerimize sözde destek veriyoruz diye gelip, orada dahi çantalarından çıkardıkları istifa dilekçelerini üyelerimize imzalatmaya kalkmışlardır. Okullara gelirler, sözde üye çalışması yapmak için. Ellerinde üye formu değil istifa dilekçesi vardır. Ve her ne hikmetse bu istifa formları matbudur, Altında Eğitim-Sen yazar.Şimdi ben merak ediyorum. Birincisi size göre Kürtlerin herhangi bir sendikaya üye olmasını engelleyen bir yasa mı var? Kürtler bu ülkenin herkes ile eşit haklara sahip olması gereken yurttaşlarıdır. Kendilerini Eğitim-Sen içerisinde ifade etmeleri bu sendikanın her türlü etnik ayrımcılıktan kurtulup emeği bir üst kimlik olarak yerleştirdiğini gösterir.
İkincisi eğer sendikacıysanız bilmeniz gerekir ki, emeğin, emekçinin dili, dini, ırkı yoktur. Bu ağızlar işveren ağzıdır. Emek sürecini Kürt-Türk diye ayrıştırmanın kendisi bölücülüktür. Sizin için emeğin Kürdü, Türkü, Lazı, Rumu, Boşnağı, Çerkesi olabilir ama bizim için olmaz. Kısa vade de belirli bir kesimi aldatabilirsiniz lakin uzun vade de ipliğiniz pazara çıkar.Üçüncüsü haberiniz olsun ne Atatürk, ne cumhuriyet ne de vatanın bölünmez bütünlüğü ile bir sorunumuz yok. Kendinize Atatürk'ü kalkan yaparak geri kalan herkesi tu kaka ilan etmek çok da ciddiye alınabilecek bir duruş değildir. Memleket Atatürk adını kullanarak rant elde etmeye çalışan o kadar çok parti, dernek, grup gördü ki. Bir de siz olmuşsunuz ne çıkar.Dördüncüsü laiklikten dem vurup Eğitim Şurasında Eğitim-Bir-Sen ile ittifak yaparak Osmanlıca'nın zorunlu seçmeli ders olması kararının altına imza atıyorsunuz. Irkçı değiliz diyorsunuz düzenlediğiniz toplantılarda Birgül Ayman gibi ''Türk ulusu ve Kürt milliyeti eşit olamaz'' diyen faşistlere yer veriyorsunuz. O konuştukça alkışlamaktan elleriniz nasır tutuyor. Bağımsız diyorsunuz geçmişi karanlık, ne idüğü belirsiz bir siyasal partinin il teşkilatı gibi çalışıyorsunuz. Onun Genel Başkanı Perinçek’in “ AKP ile birlikte çalışacağız, kumpasları yok edeceğiz “, “HSKY’ a atanan hakimler milli hakimlerdir” sözlerini görmezlikten geliyorsunuz. Mücadele diyorsunuz mücadele edenlere kara çalıyorsunuz. Sendikayız diyorsunuz elde ettiğiniz bir tane somut kazanın gösteremiyorsunuz.
Hatta söz konusu Kobane ve Kürtler olduğunda IŞİD'i bile sempatik bulabiliyorsunuz.
Açık konuşmak gerekirse zamanında farklı bir takım beklentiler vesilesi ile kurulmuş bir sendikadan söz ediyoruz. Cumhuriyet mitinglerinden bir rüzgar yakalayıp, bu rüzgar sönünce ortada kalan bir sendika. Milliyetçi çizgisinin üzerini örtmek için laiklik kamuflajını kullanan, derdi gücü ulusalcılık olan bir örgütten parti olur, dernek olur, esnaf ve zanaatkarlar birliği olur. Ama hiç boşuna zorlamayın, sendika olmaz.Eğitim-İş içerisinde pek çok iyi niyetli arkadaşımız var. Ama artık şunu görmeleri gerekiyor. Demokrasi ve emek mücadelesi laiklik üzerinden kotarılamaz. Irkçı, milliyetçi refleksler emek hareketine zarar vermekten başka bir işe yaramaz. Emek mücadelesini büyütmenin yolu Eğitim-Sen'i küçültmeye çalışmaktan geçmez. Emekçilerin siyasal iktidara karşı duyduğu öfke, Atatürkçülük, ulusalcılık, şovenizm üzerinden örgütlenemez. Emek mücadelesi tüm bu saydıklarımızdan arınmış, emek üst kimliğini bir şemsiye gibi tüm emekçilerin üzerine yaymaktan geçer. Gün AKP'nin saldırı politikalarına karşı birlikte mücadele etme günüdür.
Gün emeğin bayrağını dalgalandırma günüdür.
Yaşasın Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası EĞİTİM SEN!
Yaşasın Kamu Emekçilerinin Mücadele Örgütü KESK!
EĞİTİM SEN GİRESUN ŞUBE YÜRÜTMESİ
|
|