sex shop   seks shop   saç bakım   seks shop   seks shop   sex toys   sex toys   gay sex shop gay sex shop strapon nedir kızılay sex shop travesti sex erotik seks shop   erotik seks shop   erotik seks shop   erotik seks shop   erotik seks shop   erotik seks shop   erotik seks shop   sex shop   sex shop   sex shop   sex shop   sex shop   sex shop   sex shop   vibratör   izmir sex shop  
vibratör   izmir sex shop   sex shop izmir   izmir sex shop   izmir sex shop   istanbul sex shop   istanbul sex shop   sex shop ankara   ankara sex shop   sex shop ankara   istanbul sex shop   antalya sex shop   antalya sex shop   antalya sex shop   bursa sex shop   sex shop bursa   bursa sex shop   avcılar sex shop   avcılar sex shop   esenyurt sex shop   esenyurt sex shop   beylikdüzü sex shop   beylikdüzü sex shop   kadıköy sex shop   kadıköy sex shop   bakırköy sex shop   bakırköy sex shop   işitme cihazı   avcılar sex shop   beylikdüzü sex shop   avcılar sex shop   avcılar sex shop   beylikdüzü sex shop   beylikdüzü sex shop   samsun sex shop   samsun sex shop   vibratör   izmir sex shop   izmir sex shop   izmir sex shop    sex shop   saç bakım   jartiyer takımı   sex shop   işitme cihazı  

VELHASIL


Bu makale 2015-12-31 18:35:33 eklenmiş ve 783 kez görüntülenmiştir.
Ayten YAZAR

                                                           SOĞUK ve ÇOCUK

Dürüst olmak gerekirse köşe yazısı yazmayı hiç düşünmedim. Düşünemedim çünkü bu benim için büyük bir sorumluluktu. İnsanlara seslenmek, onların sorunlarına eğilmek, hayatlarına bir nebzede olsa dokunmak bana büyük bir sorumluluk gibi geliyordu.Taa ki o küçük bedenin yaşadığı duruma şahit olana kadar…O an dedim ki : “Neden böyle hallerle karşılaşıp sürekli kendini sorguluyorsun? Neden sadece bu tarz durumları kendine dert ediniyorsun? Bunları dert edinerek eline bir şeyler geçiyor mu ? Ve de en önemlisi dert edindiğin duruma bir faydan dokunuyor mu ? Düşündüm, dokunmuyordu sadece kendi kendime dert ediniyordum ve hiçbir şey düzelmiyordu. Artık birşeylerin düzelmesi gerektiğine inandığım ve bir yerlerden başlanılması gerektiğini düşündüğüm için ben de elimi taşın altına koymaya karar verdim.

Dostlar, şimdi sizlere şahit olduğum bir olayı anlatacağım. Yer biraz bizlere ters… Şimdi diyebilirsiniz : “Biz Karadeniz’de sahil kentinde yaşıyoruz. Buralarda böyle bir şey olmuyor olması da pek muhtemel değil. Bu kadar soğuk bizde  olmaz.” Haklısınız. Coğrafi olarak belki olmaz ama ben olaya coğrafi açıdan değil vicdani açıdan  bakın istiyorum.Lütfen, vicdanınızın kapılarını aralayın! Ve içinizdeki o küçük çocuğa ve onun gibilere yardım elinizi uzatın!

Yer, Kayseri medrese önü otobüs durakları; tarih, 29 Aralık 2016; saat , sabahın dokuzu…  Soğuk kaldırım taşları üzerinde, yarım kesilmiş kartonun üzerine bile tam oturamamış  elindeki farklı renkteki eldivenler gibi üzerindeki kıyafetlerinde büyük geldiği her halinden belli olan küçük bir beden…Etrafındaki gelip geçen insanlara aldırış etmeden ellerini yere kapaklayarak parmaklarının birini kaldırıp diğerini indiren ve ağzından dökülen sayıları kendine oyun yapan bir çoçuk… O saatte okulda sıcak sınıfında öğretmenine karşı büyük bir gururla sayması gereken sayıları o küçük beden kendine karşı sayıyor. O, çoçuk kendi dünyasında bir oyun kurup kaldırım taşlarının o kör  soğuğuna inat oyununu devam  ettiriyordu. Çünkü o, bir çocuktu. Çoçuk diyorum ama o, çoçuk mu sahiden ? O soğukta, o saatte orda oyun mu oynar bir çoçuk ; yoksa gelip geçenlerden yardım mı bekler? Sıcak sınıfında derse sevinçle parmak kaldırıp ders işlemesi gereken, izlediği çizgi film karakteriyle hayali oyunlar oynayıp gelecek hayali kurması gereken bir çocuğun yeri soğuk kaldırım taşları mı ? Ya da doğru soru “yoksul çoçukların “ yerleri soğuk kaldırım taşları mı ?

Hayatını belli bir amaca göre idame ettirip bu yönde hayaller kurarken “Ben daha ömrümün baharındayım.” deyip hayallerimize bir yenisini daha ekliyoruz. Hatta o kadar çok hayal kuruyoruz ki, hayalimiz gerçekleştiğinde sevinçten ziyade plan gibi bir diğer hayali kurguluyor, hayallerimizde doyumsuzluk patlaması yaşıyoruz. Tüm gün o soğuk kaldırım taşında oturup gelip geçenlerin ona yardım etmesini bekleyen o, minik beden ; hayatın acı yüzünü bizlerden daha erken farketmek zorunda kalan bu, beden; yüreciğinin içindeki baharı ne zaman yaşayacaktı ?

Hayali neydi ?

 Belki de doğru soru hiç hayal kurmuş muydu?

Hayat buna izin vermiş miydi ?

Peki ya bizler, yanından her gün aldırış etmeden ve en çok da görmezden gelip yanından geçen bizler ? “Aman çok pis kokuyor, kirli ellerini bize uzatma “ diyen insan kılıklılar, elit görünümlü beşerler, peki ya sizler? O, çocuğun veya o  çocuk gibi olan diğer çocukların hayallerinin sesini duyduk mu ?

 Duydunuz mu ?

Duymak istedik mi?

Duymak istediniz mi ?

Duymadık!

Duymadınız!

 Çünkü görmezden gelip baş çevirmek daha kolay geldi. Onları yok saydığımız gibi dertlerini de yok saydık.! Saydınız!

Şimdi diyebilirsiniz içinizden “ Aman her köşe başında varlar, meslek edinmişler. Anası babası yok mu ? Devlet neden bakmıyor?” Böyle düşünenlere sesleniyorum. Bir çocuğun dilenmesi ne zaman meslek oldu ? Çocuğun mesleği olur mu ? “Anası babası yok mu ? “ diyenler. Demek ki yok !!! Siz kendi çocuğunuzu sabah saat dokuzda Kayseri ayazında soğuk kaldırım taşına bırakır mısınız? Bırakırsanız anne baba değilsinizdir  zaten. Bırakırsanız emanete hıyanetlik edersiniz. “Devlet baksın “ diyenler, bir ülkenin toplumu nasılsa devleti de öyledir. Senin bakmaya tenezzül etmediğin çocuğa devlet nasıl baksın. Her gün yanından gelip geçerken sana bakmasın diye başını öte çevirirken devlet bu çoçuğa nasıl yetişsin ?

Şimdi bu soruları cevaplamak yerine asıl şunu sormak gerek.

 Bizler vicdanımızı nerede kaybettik?

Vicdanımızı hangi köşe başında terkettik?

Ne zaman bu kadar vurdum duymaz ve görmez bir insan yığını haline geldik?

 Çocukları; insan,  olarak görüp değer vermediğimiz çoçuk olarak zaten görmediğimiz bizler! Peki, ya sizler ? Temiz elbiseleriniz, özel araçlarınız, lüks tüketiminizle sizler ? Bakışlarınızla ürkütüp, baş çevirmelerinizle incitip kırk yılın başında vicdanınızın sesini duyup bir simit vermek için eğildiğinizde korkuyla karışık şaşkınlıkla size bakan hüzünlü bir çift göze hiç şahit olmadınız mı ?

Yüreğinizin acıdığını hissedip kendinizi sorguya hiç çekmediniz mi ?

Şimdi yükün hepsini sizlerin omzuna atıp “ Bizler sütten çıkmış ak kaşığız “ demek istemiyorum. Velhasılı dostlar onlar için bir şeyler yapmayan anbiane tabirle kılını bile kıpırdatmayan bizler, bizler de suçlu değil miyiz?

 Evet, suçluyuz!!!

Her şeyi bildiğimiz, gördüğümüz,şahit olduğumuz halde hiçbir şey yapmadığımız için en büyük suçlu bizleriz.

Bizler Suçluyuz…

                                                                                                              Ayten YAZAR

                                                                                                               31 Aralık 2015

 

 

 

 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Bulancak Haber
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi
pvc yer döşemesi