sex shop   seks shop   saç bakım   seks shop   seks shop   sex toys   sex toys   gay sex shop gay sex shop strapon nedir kızılay sex shop travesti sex erotik seks shop   erotik seks shop   erotik seks shop   erotik seks shop   erotik seks shop   erotik seks shop   erotik seks shop   sex shop   sex shop   sex shop   sex shop   sex shop   sex shop   sex shop   vibratör   izmir sex shop  
vibratör   izmir sex shop   sex shop izmir   izmir sex shop   izmir sex shop   istanbul sex shop   istanbul sex shop   sex shop ankara   ankara sex shop   sex shop ankara   istanbul sex shop   antalya sex shop   antalya sex shop   antalya sex shop   bursa sex shop   sex shop bursa   bursa sex shop   avcılar sex shop   avcılar sex shop   esenyurt sex shop   esenyurt sex shop   beylikdüzü sex shop   beylikdüzü sex shop   kadıköy sex shop   kadıköy sex shop   bakırköy sex shop   bakırköy sex shop   işitme cihazı   avcılar sex shop   beylikdüzü sex shop   avcılar sex shop   avcılar sex shop   beylikdüzü sex shop   beylikdüzü sex shop   samsun sex shop   samsun sex shop   vibratör   izmir sex shop   izmir sex shop   izmir sex shop    sex shop   saç bakım   jartiyer takımı   sex shop   işitme cihazı  

YEDİ RENKLİ ÇİÇEK


Bu makale 2016-09-28 23:26:21 eklenmiş ve 1535 kez görüntülenmiştir.
Demet Turan;

80'li yıllar ve tek kanallı TV de saatlerini dört gözle beklediğimiz çizgi filmlerden biriydi Çiçek kız... Bir kedisi bir de köpeği ile dünyayı dolaşıp yedi renkli çiçeği arardı.Gittiği yerlere de çiçek tohumları bırakır, her bölüm sonunda da o tohumdan çıkan çiçeğin tanıtımını yapılırdı.Severek izlerdim ve her bölümü heyecanla bekler bir hafta boyunca yedi renkli çiçeği bulup bulamayacağını düşünür ve rüyalarımda da çiçek kız Lunlun'a yardım ederdim...

Yıllar sonra nereden aklıma geldi bu hikaye bilemiyorum...Ancak bir süredir aklımda ve hikayenin asıl görünmeyen büyük anlamını yeni yeni kavramaktayım. Zamanın, bilginin, yaşanmışlığın bilince dönüşümü yavaş yavaş oluyor ve çok sevdiğim "olgunlaşma"çağımı yeni yeni farketmekteyim. Yine sanıyorum bu sebepten olacak, son zamanlarda daha önce okuduğum kitapların bazıları yeniden önüme düşüyor ve yeniden okuduğumda onları bambaşka anlamlara rastlıyorum. Şaşırıyorum. Seviniyorum. Sevdim ben bu olgunluk yaşımı...

Konumuza dönersek... Geçenlerde yine memlekete gittim. Yine o büyülü gökyüzü, o ihtişamlı dağlar, o samimi dostlar, kaybolmaya yüz tutmuş insani değerler ve  yine varlığımın büyük bir parçası olan çocukluğum karşıladı beni. Çektim içime her an'ını...Eksik kalan bir şey varsa eskilerden diye daha bir dört açtım gözlerimi sevgiyle ve güzellikle... Şehir beni sardı ben şehri...Ama en çok iskele...Anıların, çocukluğun hoplaya zıplaya dolaştığı o büyülü iskele...Ucuna kadar yürüdüğüm, deniz ve gökyünün birleştiğini  hissettiğim o büyülü yer... Her defasında beni içine çeken o derinlik! O sonsuzluk.. Ve her defasında o sonsuzluğun beni içine hapsedip hayata geri fırlatışı! Nefes alamamaktan öleceğimi zannettiğim anlar... Ve her seferinde daha çok yaşayarak, yaşam dolu olarak çıkışım o derinlikten...

O sabah erkenden uyandım. Çünkü son sabahımdı. İçimde ayrılık sızısı ile kimseler uyanmadan evden çıktım. İskeleye doğru yürüdüm. Bembeyaz bulutlar, masmavi gökyüzü, masmavi deniz, denizin içinde balıklar, mor dağlar içimde, ben de onların içinde, kolumda çocukluğum yürüyorduk...Bizden başka kimseler yok sanıyordum ama ben uca doğru yürürken şehre doğru dönen takım elbise giymiş bir bey göründü uzaktan. Yaklaştıkça adımları rüzgarda uçuşan kravatı dikkatimi çekmişti. Hatta uçuşan sadece kravatı değil tüm varlığıydı... Ayakkabıları altında yaylar varmışçasına zıplıyordu bu adam. Yaklaştı; gülümsüyordu ... Ve güneş gibi aydınlıktı yüzü... Fotoğrafını çekip çekemeyeceğimi sordu, yanıtımı beklemeden telefonunu uzattı. Ben şaşkınca alırken telefonu o anlatıyordu:" 30 yıldır ilk defa doğduğum şehre geri geldim. Hep içimdeydi hasreti... Kimsem kalmadı buralarda ama yine de geldim.." derken benzer duygular içinde olduğumuzu ben biliyordum o belki an'ın heyecanına kapıldığından farketmiyordu ama birazdan anlayacaktı ... Sabahın en erkeninde hangi duygu getirirdi ki insanı iskeleye? Ve o duygular buluşturmamış mıydı bizi bu saatte? Çocukluğun hangi sevinci kalkıp gelmiş ve kanat takmıştı ki o adama uça uça yürüyordu sabahın bu vaktinde...

Sanırım o adamı hiçbir zaman unutmayacağım. Tanışmadık. İsimlerimizi sormadık. Ben onun için sadece bir kadın, o benim için sadece bir erkekti. Aynı duyguda tanışmış, birbirimize eşlik etmiş sadece bir an'lık bir bakışla bütün hayatımızı sermiştik birbirimizin önüne... Konuşmaya hiç ihtiyacımız olmamıştı fotoğraf isteğinden başka...

Sözcüklerin kanatlanıp uçtuğu o anlara aşığımdır ben. Öylece karışıveririm o an herşeye ve hiç oluveririm... Ah çıkmasam keşke hep kalsam orada isteğinin belirdiği an bilirim ki çoktan dönmüşümdür dünyaya... Hem çok kısa hem de sonsuz hissedişli bu anlar, en büyük armağanı olur eğer yaşayabilmişsem o günün...

Yedi renkli çiçeği arayan Çiçek Kız Lunlun'un hikayesinin sonuna gelirsek; bütün dünyayı dolaşır çiçek kız bir sürü olay yaşar ve bu arada yaşam öyküsünü oluşturur ve dünyayı çiçeklerle donatmıştır. Ancak yedi renkli çiçeği bulamaz. Evine dönmeye karar verir. Günler geçer. Ve Lunlun bir sabah uyanır, bahçeye çıkar ve gözlerine inanamaz! Çünkü yedi renkli çiçek ona bakmaktadır...

 

 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Bulancak Haber
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi
pvc yer döşemesi