KISA BİR AŞK HİKAYESİ


Bu makale 2016-09-25 23:15:26 eklenmiş ve 527 kez görüntülenmiştir.
Bülent MUTLU

KISA BİR AŞK HİKAYESİ

‘’Ne kötüdür insanın aklıyla yüreği arasında çaresiz kalması. Ne kötüdür ona an kadar yakın, bir asır kadar uzak olması.’’  Nazım Hikmet Ran

Henüz 14 yaşında bir oğlan çocuğu, şaşkınlıkla keman çalan kızı izliyordu. Yağ lambalarının bir kuş kanadı gibi çırpınan ışığının altında ne de güzeldi kemancı kız.

Çocuğun annesi kulağına eğilerek, ‘’çok güzel değil mi’’ diye sordu çocuğa. Çocuk utanarak ‘’Evet çok güzel ’’ diyebildi ancak.

Yağmurlu bir kış gecesinde çamurlu yollardan geçerek ilerledi at arabası. Yaprakların arasından uzak ışıkları seyrederken çocuk, kemancı kızın beyaz ve narin bileklerini hayalinde canlandırıyor, O’nu bir kez daha görmenin dayanılmaz arzusuyla tutuşuyordu.

Şehrin uzağında ki köylerine vardılar nihayet. Bu zamana dek hiç böyle hissetmemişti çocuk. Sanki içinde kelebeklerin balosu vardı. Ruhu hafifledi ve aceleyle aynanın karşısına geçti. Döndü baktı kendine ve yakışıklı bir delikanlı olduğu fikrini kafasını sallayarak onayladı.

Günler geçti. Çocuk kemancı kızdan başka hiçbir şey düşünemez olmuştu artık. Başrolünü birlikte oynadıkları onlarca hikaye hayal etti. Kemancı kız bunu bilmese de bunun adı ‘’aşk’’ olmalıydı.

Karar vermişti artık. Kemancı kızı bir kez daha görecekti, hatta O’nunla konuşacak, kim bilir aşkını itiraf edecekti.

Bu gece gitmeliydi. Artık dayanılmaz bir hal almıştı yüreğinde ki arzu. Babası bundan haberdar olduğunda başına gelecekleri göze almıştı.

Atlardan bir tanesini kimseye görünmeden evin az uzağına götürüp bağladı. Babasının tüfeğini de atın hemen yakınındaki otların arasına sakladı. El ayak çekilince yola koyulacak ve şehre gidecekti.

Korkuyordu bir yandan. Babasından yiyeceği dayaktan fazlası gelebilirdi başına. Bir an, geçeceği yolda hunharca öldürülen komşuları geldi aklına. İrkildi fakat bu korku da O’nu durduracak bir şey değildi artık.

Gece olmuş vakit gelmişti. Anne ve babası yattıktan sonra usulca çıktı evden. Çok soğuktu ve elleri üşüyordu. Atı çözdü, tüfeği astı sırtına ve atını dörtnala şehre doğru sürmeye başladı.

İçindeki heyecan korkuyla karışmış deli bir ruh hali çökmüştü içine. Bacakları titriyordu adeta.

Bir saatlik yolculuktan sonra nihayet şehre girdi. Sarhoşlar şakalaşıyordu lambaların altında. Tavernanın önüne geldi. Birazdan kemancı kızı görecek olması heyecanını daha da artırdı. Kalbi yerinden çıkacak gibi çarpıyordu adeta. Atını bağladı, tüfeğini eyerin altına sıkıştırdı.

Ürkek bir halde tavernadan içeri girdi. Çok kolay oldu diye geçirdi içinden. Çünkü çocukları yalnız başına tavernaya almıyorlardı. Henüz salona girecekti ki keman sesi geldi kulağına. Öleceğini sandı bir an için.

Köşede ki  bir masayı kestirdi gözüne gitti oturdu. O ana kadar bakamadı sahneye. Kafasını kaldırıp sahneye baktığında boğazı düğümlendi adeta. Keman çalan bir erkekti. Telaşlandı, yüreğinden bir parça koptu, canı acıdı.

Neler olduğunu anlamaya çalışıyordu ki; arka masadan bir kadın kahkahası yükseldi. Dönüp baktı, gözlerine inanamadı. Kemancı kızdı bu. Masa da O’ndan başka iki erkek oturuyordu. Oldukça keyifli gözüküyorlardı. Tahta masa da birkaç şarap şişesi ve kadehler çarptı gözüne.

Tüm cesaretini topladı, ayağa kalktı. Başına gelecek her şeye razıydı. Yüreği ne diyorsa yapacaktı çünkü bunun için buradaydı. Kararlı adımlarla masaya yaklaştı. Kemancı kıza bakarak uzak köyden O’nu dinlemek için geldiğini ve kendisi için keman çalıp çalmayacağını sordu.

Masa da kahkahalar patladı birden. Alay ediyorlardı O’nunla. Cebinden günlerdir biriktirdiği parasını çıkararak kemancı kıza uzattı. ‘’Param var’’ dedi. Bu davranışı masada oturan esmer yağız delikanlıyı kızdırmış olmalı ki, çocuğu yakasından kavradığı gibi sürükleyerek kapıya götürdü ve caddeye doğru fırlattı. Çocuk yerde yuvarlandı. Hemen kalkıp tüfeğini almak için atına yöneldi. Fakat atı bıraktığı yerde değildi. Atının çalındığını anladı ve içini daha büyük bir korku sardı. Bu soğukta köyüne yürümesi imkansızdı. Kaldı ki, bu hiç güvenli değildi.

Geceyi burada geçirmek zorundaydı. Elini cebine attı ve tüm parasını boğuşma sırasında elinden düşürdüğünü hatırladı. İki adım attı ve sendelemeye başladı. Başı dönüyor, gözleri kararıyordu. Karşısında ki duvara kadar sendeleyerek yürüdü. Ellerini duvara dayadı, ayakta durmaya çalıştı. Birkaç saniye sonra yere yığıldı. Bir köpek yanına geldi O’nu kokladı ve koşarak karanlıkta kayboldu.

İnceden bir keman sesi geliyordu kulağına. Gözlerini açmakta zorlanıyordu. Başında bir uğultuyla gözlerini açtı. Tam karşısında ‘’kemancı kız’’ keman çalıyordu. Hemen arkasında iki kız çocuğu yere oturmuş oyun oynuyorlardı. Yattığı yerden kalktı doğruldu. Bir şey diyecek oldu vazgeçti. Kemancı kızın zarif bileklerine takıldı gözü. Bu bilekler değil miydi başına gelenlerin nedeni.

Kemancı kız evliydi ve kendisinden en az 10 yaş büyüktü. Konuştular, söylemek istediği her şeyi söyledi çocuk. Arkasında büyük bir aşk bırakarak kapıdan çıkıp gitti.

Çocuk,1874 yılında 76 yaşında yüreğinin istediğini yapmamanın pişmanlığıyla Paris’te veda etti hayata. Öldüğü güne kadar her şehre indiğinde aşkını bıraktığı o kapıya bir gül bıraktı. Fakat ‘’kemancı kız’’ o gülleri hiç almadı. Çünkü henüz 30 yaşında iken bir müşterisi tarafından bıçaklanarak öldürülmüştü.

Gerçek bir aşk hikayesidir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                                                                                     

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Bulancak Haber
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi